Türkiye’de  Futbol ve Siyaset İlişkisi

Türkiye’de Futbol ve Siyaset İlişkisi

Dr. Öğretim Üyesi Özgür Karataş

Dr. Öğretim Üyesi Özgür Karataş

Bütün spor dalları içerisinde futbol insanların en fazla ilgisini çeken  aktif ve pasif olarak onların spora katılımını sağlayan, bütün ülkelerde hükümet ve diğer kuruluşları yatırım yapmaya zorlayan en popüler spordur (Genç,1999:8). Futbol ve siyaset birbirleriyle örüntülü iki kavramdır. Siyaseti sadece siyasi faaliyetlerle ve organlarla sınırlamak doğru değildir. Siyaset, mücadelelerin olduğu her platformda söz konusudur. Futbol iki taraf arasındaki mücadele olduğundan galip gelme arzusu futbolu siyasetle buluşturmaktadır.

Başlangıç günlerinde yeni oyunlara meraklı birkaç gencin heyecan arayışı olarak görülen futbolun çok kısa zaman zarfında bununla kalmayıp hemen herkesi etki alanına aldığı görüldü. Öyle ki siyaseti de içine almakta gecikmedi. Daha doğrusu siyasetin kendisi bu oyunun etki alanına girmek için ilk adımları atan taraf olmuştur. Çünkü bu oyunun kitleleri büyüleyici ve etkileyici bir yanı vardı.  Futbol oyununda kazanılan başarı, kazanan takımı destekleyen grubun ve hatta takıma atfedilen politik görüşün de başarısı olarak algılanıyordu.

1900’lü yılların başlarından itibaren dünya çapında yaygın olarak oynanmaya başlanan futbol, kitlelerin aidiyet duygusunu karşılayan en önemli unsurlardan biri haline gelmiş ve futbol sahası da politik, etnik veya dini kimliklerin temsil edildiği bir mücadele alanı olarak algılanmaya başlanmıştır.

Kapitalizm ve Futbol

Futbol bir serbest zaman etkinliği haline geldikçe iktidarların dikkatini daha çok çekmeye başlamıştır. Serbest zamanın planlaması ve kitleler üzerinde uygulanması, iktidarların işini kolaylaştıran bir etken olmaktadır. Kapitalizmin ilk yıllarında sportif faaliyetler pek tasvip edilmiyordu; çünkü çalışmak bu yıllarda en önemli erdem sayılıyordu. Boş zaman veya serbest zaman gibi oluşumlara pek yer yoktu. Ancak kapitalizmin ilerlemesi insanlara farklı etkinlikler yapabilme imkânının oluşması iktidarların sportif faaliyetlere ve özellikle futbola daha farklı gözle bakmalarına neden olmuştur. “Günümüzde futbol sadece sermayenin baskısı altında değildir; aynı zamanda siyasi iktidarlar da hegemonyayı pekiştirmek adına sıklıkla bu oyunun alanına girmekte, duruma müdahil olmakta ve oyun üzerinde güçlerini sergileyerek, buradan siyasi kazanımlar elde etmenin çabası için girmektedir”. Özellikle siyaset futbol kulüplerini ve kulüp yöneticilerini iktidar mücadelelerinde kullanılmakta ya da futbolu siyasi arenadaki mücadelelerde reklam malzemesi olarak kullanmaktadır.

Türkiye’de Futbol Ve Siyaset İlişkisi

Futbol ülkemizde 1890’lı yıllarda oynanmaya başladı. İzmir ve İstanbul’daki İngiliz ve Rumlar tarafından oynandığından kitle sporu olarak algılandı ve yasaklarla karşılaştı. II. Abdülhamit döneminde Müslüman olan gençlerin kurduğu takımlar ve maçları baskına uğruyor, dağıtılıyordu. İşte futbolun ülkemizde siyaset ile tanışması bu şekilde cereyan eder. Milliyetçilik akımını güçlendirmek isteyen İttihat ve Terakki’ciler İzmir de Altay’ı kurdular ve İstanbul da ise Galatasaray’dan ayrılan Progres kulübünü satın aldılar. Adını değiştirip Altınordu yaptılar ve başkanlığına da Talat Paşa getirildi. Birinci Dünya Savaşı esnasında Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaraylı futbolcular cepheye giderken Altınordu’lu futbolculara muafiyet kararı çıkartıldı. Oyuncu sıkıntısı çeken bugünün büyük kulüpleri sahaya eksik oyuncu ile çıkarken Altınordu 2 yıl şampiyonluk kazandı.

Türk sporuna yön veren bugünkü Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nün ilk temelleri olan Türkiye İdman Cemiyetleri İttifakı (1922-1936) yerini Türk Spor Kurumu’na (1936-1938) devrettiğinde o zamanlar tek parti dönemi olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yan kuruluşu gibi çalışıyordu.

CHP’nin il örgütü başkanları ve partililer Türk Spor Kurumunda çok etkindiler. Türk Spor Kurumu yerini 1938’de Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü’ne devretti. Bugüne gelinceye kadar da birkaç ad değiştirerek bugünkü Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü oldu (Kılcıgil, 2008:189). Cumhuriyetin ilk yıllarında ise CHP il başkanları aynı zamanda futbolunda kent takımlarının patronları idi. Türkiye’de 1950’li yıllardan itibaren futbola olan ilgi artmıştır. Futbol günlük yaşamın ve konuşmaların bir parçası haline gelmiştir. Tek partili dönemin sona erdiği Demokrat Parti’nin iktidara geldiği o dönemde Türkiye’nin siyasi ve ekonomik koşulları futbola yansımış, ulusal basın ortaya çıkmıştır. O dönemlerde yabancı sermayelerin ülkeye girmesi, hızlı kentleşme ülkede büyük değişimlere neden olmuştur. Futbol da artık profesyonel bir meslek olarak kabul görmeye başlamıştır. Futbolun kitleselleşmesi, ticarileşmesi, profesyonelleşmesiyle siyasetin müdahalesi artmıştır. İkinci ve üçüncü futbol ligleri kurulmuş, her ilin bir futbol takımı oluşturulmuştur. O dönemki milletvekilleri seçildikleri illerin takımlarının profesyonel liglerde olması için uğraşmışlardır.

1950-1960 arasında Demokrat parti döneminde üç büyüklerin başkanları siyasetçiler idi.

1980 askeri darbesi sonrası futbol

Futbolun 1980 askeri darbesi sonrasında kitleleri depolitize etmek amacıyla kullanıldığını ve bu ideolojik işlev sayesinde kitleleri meşgul ederek var olan sorunlar üzerinde düşünmeyi engelleyici ve ülke içinde yaratılmaya çalışılan huzur ve güven ortamını sağlayıcı bir işlev gördüğünü söyleyebiliriz. 1980’lerde Turgut Özal’la birlikte var olan ince çizgi bütünü ile yok olmuş ve sonrasında futbol siyasi iktidara göre değişiyor ve gelişiyordu. Kulüp taraftarları üzerinden oy toplamak moda haline geldi. Partiler kentin takımına yakın durarak seçimi kazanıyordu. Bu futbola büyük bir kirlilik bulaştırdı. Takımlar iktidar kararlarıyla liglerde tutuldu. Oy için küme düşmeler kaldırıldı. Siyasetin futbola olan etkisi daha da belirginleşmiştir. Özal hükümetinin getirdiği serbest piyasa anlayışı futbolu da etkileyerek futbolun Türkiye’de de bir endüstri olmasını sağlamıştır. Özal döneminde siyasetçiler özellikle seçim sürecinde sportif faaliyetlere ve bölgelerin spor kulüplerine karşı daha hassas yaklaşmaktaydılar. 1990’larda ise artık futbol siyaset ilişkisi ayyuka çıkmış, politikacılar kent takımlarına verdikleri desteklerle seçimler kazanmışlardır. Ondan sonra gelen siyasetçiler de maçlarda şeref tribününde yerleri almıştır.

1983 seçimleriyle tek başına iktidara gelen Turgut Özal futbolun kitleler için önemli bir alan olduğunun bilinciyle kendisinin her an halk içinde olduğunu göstermek amacıyla takımlarımızın yurt dışı maçlarına dahi gitmiştir.

Futbol Ve Siyasetin Birbirlerine Sağladığı Kolaylıklar

Futbolla iktidar karşılıklı olarak birbirini beslemekte iktidar futbolun aktörlerine geniş olanaklar sunarak daha rahat çalışmalarına ve başarılı olmalarına yardımcı olurken aynı zamanda bu başarılarından ‘nemalanma’ hakkını kendine saklamakta ve gerektiği yerlerde bu başarıyı kendi lehine kullanmaktadır. Futbolun otorite, istisna, kaynak, kolaylık, kayırma ve imtiyaz için siyasal desteğe ihtiyacı vardır. Bu nedenle politikacılar ve diğer çıkar gruplarıyla daima ilişki içerisindedir. Stadyumların kurulması, işletilmesi ve maçlar daima siyaset ve siyaset ilişkileri içinde olmuştur. Siyasetçiler propaganda için maçları gerektiğinde kullanırlar. Maçlarda ve maç sonrasında futbol siyasetçilerce kullanılarak ideolojik propaganda gerçekleştirilir. Yıllardır ülkemizde ‘futbol’ ile ‘siyaset’ birlikte telaffuz ediliyor. Takımların başarılı olması da küme düşmesi de siyasetle ilişkilendiriliyor. Şeref tribünlerinin vazgeçilmez simaları hep siyasiler olunca ister istemez komplo teorileri de artıyor. Sezon sonlarında küme düşmenin kaldırılması için Meclis’e önergeler veriliyor. Bazı belediye başkanları destek verdikleri ya da aynı zamanda koltuğunda oturdukları kulüplerinin başarılarına paralel olarak siyasi nüfuz alanlarını genişletiyorlar tekrar seçilme şanslarını artırıyorlar. Hal böyle olunca da siyasiler futbola, futbol da siyasilere duyarsız kalamıyor. Birçok Belediye yörelerinin köklü ve iddialı takımlarına maddi destek sağlamaya çalışmıştır. Bu desteği ise genellikle gelirleri kulübe ait olmak üzere belediye öncülüğünde mağazaların açılması, bazı otopark gelirlerinin kulübe aktarılması, otogar işletmesinden kulübe pay verilmesi ve kulübe arazi tahsisinin yapılması şeklinde gerçekleşmiştir. Bu durum futbol kulüplerinin işine gelmektedir.

Olması gereken nedir?

Siyaset ve futbol ayrı dünyaların kavramları biri sahanın içindeyse öteki kale arkasında olmalıdır. Ancak gerçekte öyle değil ne yazık ki iç içe girmiş durumdadır. Sokaklarda amatör bir ruhla başlayan futbol oyunu kitleselleştikçe siyasetin etkisine girmiştir. Futbol siyasetçiler için bir oy potansiyeli ve iktidarlarını devam ettirme aracı olmuştur. Büyük bir endüstri olarak futbolun bu durumdan kurtulması pek kolay ve mümkün görünmemektedir. Futbol kulüpleri de çeşitli çıkar hesapları bağlamında iktidara ve siyasete bağımlı durumdadır. Vergi borçları, stadyum inşaatları, finansal getiri sağlayacak çeşitli yatırımlar gibi sorunları olan kulüpler iktidara göre hareket edebilmektedir…

Bilimsel gelişmeleri içeren aylık dergi