Organ ve Doku Nakli

Organ ve Doku Nakli

Prof. Dr. Ahmet Gökçen

Organ ve doku nakli konusu günümüzde giderek önem kazanmaktadır. Çünkü, başka şekilde tedavisi mümkün olmayan pek çok hastalık bu yolla tedavi edilebilmektedir. Ayrıca, bazı hastalıkların organ veya doku nakli yoluyla tedavisinin hem daha kolay hem de ucuz olduğu fikri gün geçtikçe güçlenmektedir.

Tıbbi açıdan son derece önemli olan organ ve doku naklinden beklenen yararların sağlanabilmesi için, bu konudaki hukuki engellerin kaldırılması gerekmektedir. Sorun, hukuki açıdan yeteri kadar aydınlatılmadıkça, nakli gerçekleştirecek hekimler hangi davranışlarının hukuka uygun, hangilerinin aykırı olduğu konusunda tereddüt edeceklerdir. Çok kısa bir süre içerisinde nakil yapma zorunluluğu göz önüne alınacak olursa, bu tereddüt belki de pek çok hastanın hayatına mal olacaktır.[1] Aslında bu konuda hiç bir hukuki düzenlemenin bulunmadığı da söylenemez. Organ nakli konusu pek çok ülkeden önce Türkiye’de hukuki bir düzenlemeye kavuşturulmuş.[2] ve bilimsel amaçlarla yaşayan kişilerden ve ölülerden organ ve doku naklinin şartlarını düzenleyen 2238 Sayılı “Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanun”[3] çıkarılmıştır. Bu kanunun, bazı maddeleri, ortaya çıkan ihtiyaçları karşılamak amacıyla 21.1.1982 tarih ve 2594 sayılı Kanunla değiştirilmiştir. Organ ve doku nakli konusu, Ceza Hukuku bakımından hukuka aykırılığı kaldıran sebepler arasında incelenir.[4] 2238 sayılı Kanun; gerek canlılardan gerekse ölülerden organ ve doku alınması, bunların başkasına aşılanması ve nakli konularını düzenlemiş ve dolayısıyla, belirtilen şartlara uyulması kaydıyla bu konuda hekim için mesleki bir hak ihdas etmiştir. Bu suretle Organ ve Doku nakli, mevzuatımıza hakkın kullanılması şeklinde ortaya çıkan hukuka uygunluk sebebi olarak girmiştir.

Organ Nakli ve Hukuk

Organ ve doku nakillerinde, hekimin hastayı iyileştirme hakkı ile kişiliğe bağlı haklar karşı karşıya gelmektedir. Yapılan düzenlemelerde bu iki hakkın dengeli bir şekilde korunması amaçlanmalıdır. 2238 sayılı Kanun’un özellikle 2594 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerden sonra hekimin iyileştirmek hakkına üstünlük verdiği söylenebilir. Her şeyden önce, nakli gerçekleştirecek olan hekim, hukukun çizdiği sinırların dışına çıktığı zaman, tazminat ödeme yükümlülüğünün yanısıra, bir Ceza Hukuku yaptırımıyla da karşı karşıya kalabilir. Çünkü, hekimin yapacağı yanlışlik ya da hukuka aykırılık, bir insanın hayatına mal olabilmektedir. Bu durumda, hekimin faaliyet alanının tereddüte yer vermeyecek bir şekilde tespit edilmesi gerekmektedir. Yunanca bir kelime olan organ, canlı bir vücudun, belirli bir görev yapan ve sınırları tesbit edilmiş kısmına denir. Organın adı, görevine göre değişir. Solunum organi, dolaşım organı gibi[5]. Doku ise, muayyen anatomi unsurlarından (hücreler, lifler) meydana gelen ve anatomi bakımından bir bütünlük gösteren bağlantıların tümüne verilen addır[6].

Kanuna göre organlar ve organ olmayanlar

2238 sayılı Kanun, “organ ve doku” deyiminden insan organizmasını oluşturan “her türlü organ ve doku ile bunların parçalarının” kastedildiğini ifade ederek “oto-grefler, saç ve deri alınması, aşılanması ve nakli ile kan transfüzyonu’nun” bu kanun hükümlerine tabi olmadığını, bunların yürürlükteki sağlık yasaları, tüzükleri yönetmelikleri ve tıbbi deontoloji kuralları çerçevesinde gerçekleştirileceğini belirtmektedir. Sadece yaşayan insandan değil, ölüden de organ ve doku alınabilir. Ancak, ceset üzerinde bu amaçla bir operasyonun yapılabilmesi için gerekli olan ilk şart kişinin ölmüş olmasıdır. Bu da ölümün tespiti sorununu gündeme getirmektedir. Eğer ölümün hangi anda meydana geldiği iyi tespit edilemediği için henüz ölmemiş olan bir hastanın hayati bir organı alınmak suretiyle vaktinden önce ölümüne sebep olunursa, ifa edilen fiil, ceza hukuku açısından suç, özel hukuk açısından ise haksız fiil teşkil eder.

İnsan organları para ile alınıp satılamaz

Öte yandan, Türkiye’de ve bir çok ülke tarafından insan organlarının para ya da başka bir menfaat karşılığı alınıp satılması ahlaka aykırı görüldüğü için yasaklanmış, buna bağlı olarak da bir takım cezai yaptırımlar öngörülmüştür. Bazı hallerde, kendisinden organ ya da doku alınan kişiler, intiharlar ve benzeri olaylar sonucunda hayatını kaybeden kimselerdir. Harici bir etki dolayısıyla meydana gelen bu tür ölümlere doğal olmayan ölümler adı verilmektedir. Bu şekilde hayatını kaybeden bir kimseden organ ya da doku alınırken iki hususun çok iyi dengelenmesi gerekmektedir: Bunlardan birincisi, alınacak olan organ ya da dokunun görev yapma kabiliyetini kaybetmemesi için bir an önce cesetten çıkarılması, ikincisi de; bu operasyon yapılırken cesetten elde edilecek olan suç delillerinin kaybolmamasıdır. Gerçekten de bu tür ölümler genellikle bir suç şüphesini beraberinde getirirler. Örneğin ölen kişinin gerçekten intihar mı ettiği yoksa başkası tarafından mi öldürüldüğü ya da olayın bir kaza mi olduğu sorularına cevap verilebilmesi, her şeyden önce cesedin zamanında ve çok iyi bir şekilde muayene edilmesine bağlıdır. Bu amaçla cesedi muayene edecek olan hekimin, savcının izniyle ve gözetimi altında hareket etmesi gerekir. Olayın savcılığa intikal ettirilmesi, gerekli iznin verilmesi ve muayenenin yapılması ise genellikle uzunca bir sürenin geçmesine neden olur. Bu süre içinde de cesetten alınacak olan organ ya da dokular genellikle görev yapma kabiliyetlerini kaybederler. İşte bunun önüne geçmek için, savcılığın bir an önce harekete geçmesini veya gerekli izni mümkün olduğunca çabuk vermesini sağlayacak hukuki düzenlemelerin yapılması ya da bazı durumlarda organ ya da doku alacak olan hekime, savcılığın iznini beklemeden cesede müdahale edebilme yetkisinin tanınması gerekmektedir[7].


[1]-Nitekim, 1997 yılında yaşanan gazeteci Nurcan Çakıroğlu olayında, karaciğer nakli yapılmasına karar verilen Çakıroğlu için uygun verici bulunmuş, fakat vericinin yakınlarına zamanında ulaşılamamıştır. Yakınların araştırılması esnasında geçirilen bir kaç günün sonunda, Çakıroğlu’nun vücudu nakli kabul edemez hale gelmiş ve hasta kaybedilmiştir. Ayrıca Bkz: Cihan, E., Ceza Hukuku ve Çağdaş Biyomedikal İşlemler, in:Tıbbi Etik Yıllığı, V, 16 Mart 1995’te düzenlenen II. Tıbbi Etik Sempozyumuna Sunulan Bildiriler, (Yayınlayan:Arslan Terzioğlu, İstanbul 1996, s. 74 vd.

[2]-Gerçekten organ nakli ile ilgili kanun, Avusturyada 1982’de, Belçika’da 1986, İngiltere’de 1989, İtalya’da 1993, Kanada’da Manitoba Eyaletinde 1987 yılında, Prince Edward Island’da 1992 yılında, New Brunswick’te 1986 yılında, Lüksemburg’da 1982’de, Rusya Federasyonunda 1992’de Yunanistanda ise 1989 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu kanunlar ve diğer ülke kanunları ve düzenlemeleri hakkında bkz: Görkey, Ş., Bazı Ülkelerin Organ Aktarımı ile İlgili Yasalarının Aydınlatılmış Onam Açısından Değerlendirilmesi, in:Tıbbi Etik Yıllığı, V, 16 Mart 1995’te düzenlenen II. Tıbbi Etik Sempozyumuna Sunulan Bildiriler, (Yayınlayan:Arslan Terzioğlu), İstanbul 1996, s. 33 vd.

[3]-Bkz: RG, 3.6.1979, s. 16655. Bu konuda bkz: Bayraktar, K., “Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanun”a İlişkin Düşünceler, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, İstanbul 1979, s.15 vd. Toroslu N., Organ Aktarma ve Cezai Sorumluluk, AÜHFD, C.XXXV, 1978 S.1-4, Ankara 1981, s.91 vd.

[4]-Bkz: Dönmezer, S.,-Erman, S., Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, C.II, İstanbul, 1997, no:731 vd; İçel, K. – Özgenç, İ. — Sözüer, A. – Mahmutoğlu, F. S. – Ünver, Y., İçel Suç Teorisi, İstanbul, 1999, s.182 vd. Türk doktrin ve uygulamasında genellikle suçun dört unsurundan birinin de hukuka aykırılık olduğu kabul edilmektedir. “Hukuka aykırılık”, işlenen ve kanundaki tarife uygun bulunan fiile hukuk düzenince cevaz verilmemesi, bu fiilin mübah sayılmaması, yalnız ceza hukuku ile değil, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması demektir. Ceza Kanunu’nun suç saydığı bir fiilin işlenmesine başka bir kural -bu kural ceza kanununda veya başka bir hukuk dalında yer alabilir- izin veriyorsa, o fiilin hukuk düzeni tarafından yasaklanmadığı, yani suç olmadığı sonucuna varılır. Bu şekilde ceza normunun yasakladığı bir fiilin işlenmesine izin vererek, onun hukuka aykırı olmasını önleyen kurala “hukuka uygunluk nedeni” denir. Hukuka uygunluk nedenleri, hukuka aykırılığı ortadan kaldırıp fiili hukukun meşru saydığı bir hareket haline getirirler. Bkz: Dönmezer- Erman, II, no: 665 vd; Kunter, N., Suçun Kanuni Unsurları Nazariyesi, Istanbul, 1949, s.108 vd; Içel Suç Teorisi, s.100 vd. Artuk, E., Suç Genel Teorisi, in: Ceza Hukuku El Kitabı, İstanbul 1989, s.207 vd; Öztürk, B.- Erdem, M. Ruhan-Özbek, V. Ö., Öztürk Uygulamalı Ceza Hukuku, Ankara, 1998, s.201 vd.

[5]-Bkz:Meydan Larousse, C.15, s.169 vd.

[6]-Bkz:Meydan Larousse, C.5, s.437 vd.

[7]-Akıncı, Ş., Türk Özel Hukukunda İnsan Kökenli Biyolojik Madde (Organ-Doku) Nakli Kavramı ve Bundan Doğan Hukuki Sonuçlar, Ankara 1996,

Bilimsel gelişmeleri içeren aylık dergi