Kapitalizmin doğuşu ve Hristiyanlık

Kapitalizmin doğuşu ve Hristiyanlık

Araştırmacı Yazar: Bülent Küçük

Bu makalemizin Hristiyanlık teolojisinin özünün oluşturan üçlü birlik inancı veya İncil’in içeriğiyle ilgili hiç bir ilgisi ve ilişiği olmayıp, tarihsel perspektif içinde Hristiyan din adamlarının ve inananların Hristiyanlık adına uygulamalarının ve yaşanmışlıklarının kapitalizm ile olan ilişkilerini irdeleyeceğiz.

Hristiyanlık tarihinin genel perspektifine baktığımızda insanların ilgi ve ihtiyaçlarına göre ve toplumun gelişimine göre ve çağlara göre Hristiyanlıkla ilgili çok farklı uygulamaların, algıların ve anlayışların olduğunu görüyoruz.[1] Hristiyanlık dininin uygulamalarında görülmüştür ki: “Hristiyanlık toplumların ekonomik yaşamını etkilediği kadar, din sistemi olarak kendisi de ekonomiden etkilenmiş ve bazı değişimler göstermiştir.”

Hristiyanlık inancına veya başka bir inancına sahip olan veya hiç bir inanca bağlı olmayan bir çok düşünürün ortak kanaati: “Dinin kitleleri uyutmak amacıyla egemen güçler tarafından kullanılması.” şeklinde olmuştur.

Dinin tanımı

Din kavramını objektif olarak tanımlayan düşünürlerin bir çoğuna göre dinin birincil fonksiyonu “insanı kurtuluşa” ulaştırmaktır. Pek dile getirilmeyen ikincil fonksiyonu ise “Sosyal anlamda birlik ve bütünlüğe zemin hazırlayarak ortak değerler oluşturmak ve bireye bir kimlik kazandırmaktır.” Bu tanımlar “dini olumlayan” düşünürlerin görüşleridir. Dini olumlamayan düşünürlerin görüşlerine göre ise din:  “bir hile, bir sömürü aracı, acıları teskin edici kandırmaca, kaçış gayreti..” olarak nitelenmektedir…[2]

Kapitalizmin Ruhu ve Protestanlık

Martin Luther ile birlikte Hristiyanlık “ruhanilikten” sıyrılarak “dünyevilik” yönünde  hızlı bir ivme kazanmıştır. Reformcu Hristiyanların en ünlülerinden olan Jean Calvin, Hristiyanlığın ruhanilik yönünde çok dünyevi yönüne önem verdiği gibi, çalışmayı ve kazancı da çok önemsemiştir. Bu yönüyle Yahudilere benzediği yönünde eleştirilmiştir. Calvin kazanç konusunda daha da ileri giderek tefeciliği delerek faizi onaylamıştır. [3]

Calvin’in faizi meşru görmesi ve onaylaması Hristiyanlık inancının benimsendiği toplumlarda iktisadi yaşamının farklı yöne evrilmesine yol açmıştır. Protestanlar faizin meşru görülmesini hemen kabul etmişlerse de, katolikler de ilerleyen zamanlarda faizi meşru görme yönünde adımlar atmışlardır. Faizin meşru kabul edilmesiyle birlikte ticari hayatta Yahudilerin ticaret anlayışına benzer anlayışlar Hristiyanlıkta da yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu süreç karşısında Karl Marx “Faiz ve tefeciliğin  sömürü aracı olduğunu iddia ederek Calvin’in başlattığı Hristiyanlıkta tefecilik ve faizin meşruiyetini sorgulamış, Hristiyanlığın ve diğer dinlerin, insanların sömürülmesine alet edildiğini savunmuştur.” Max Weber, faizin ve tefeciliği Protestanlık mezhebinde meşru görülmesiyle birlikte “kapitalizmin başladığını” ve Kapitalizmin ruhunun Protestan ahlakından kaynaklandığını söyleyerek bunu bir çok araştırması ile delillendirmiştir[4].

Max Weber “Püriten (Presbiteryen)” anlayışın “kapitalizmin ruhuyla” tamamen örtüştüğünü ve Püriten anlayışın başını çektiği Protestan anlayışın temelinde yatan felsefe veya inancın: “İnsanlar için iyi ve faydalı olan Tanrı için de iyidir. Öyleyse ticaret için gerekli finansı sağlayan meslekler de iyidir.” şeklinde geliştiğini belirtir. Tabii burada kastedilmek istenen meslekler tefeciler, bankacılık, faizciler, finansçılar ve benzerleridir. Weber bunları söylerken Marx gibi sermayeye, ve Hristiyanlığa olumsuz bir şekilde yaklaşmıyor.[5][6] Olayı iktisadi ve sosyolojik bir nesnellikle ele alıyor ancak “Protestanların ve püritenlerin” bu anlayışını olumluyor bile diyebiliriz.

Faiz serbest olunca, “Tanrı’nın rızası Manastırda değil, çalışmak ve üretmekle olur .” anlayışı gelişti.

Kapitalizmin insanı çalışmaya sevk ettiği, çalışmanın da iyi bir şey  ve  Tanrı’nın istediği bir şey olduğu inancı, Batı toplumlarında kapitalizmin yayılarak kökleşmesine yol açmıştır.  Calvin’in öğretileri kutsanmış, Tanrı’nın rızası çalışmak ve üretimde aranır olmuştu. Üretim için ise sermaye (kapital) gerekiyordu. Kapitali de tefeciler, faizciler ve bankacılar sağlıyordu. Hristiyan din adamları da bütün bu ilişkileri meşru görüyor hatta teşvik ediyordu. Bu konuda Benjamin Franklin: “Sabah erken kalkmalı, gece erken yatmalı, insan hep çalışmalı, çalışarak zengin olmalı, sağlıklı olmalı.” şeklinde çalışmayı üretmeyi öven yazılar kaleme alırken. Piyasa kuralları oluşmaya başlıyor tefeciler, faizciler ve bankacılar Hristiyanlıkla uzlaşmanın keyfini sürüyorlardı…

Aslında Calvin’in öğretileri bütün dünyada yayılmış, ticaret, bankacılık, faizcilik ve tefecilik bambaşka bir şekil almıştır. Paranın üzerinde din baskısı kalmaması, “Sermayenin ve paranın” hükümranlığı sonucunu doğurmuştur. Bu konuda Protestan din adamlarından bazıları çok daha radikal görüşlerini topluma kabul ettirmişlerdir. Örneğin pazarlıkta bir fiyat karmaşası ve biraz da aldatmaca vardır.

Zenginliğin peşinden koşmak reddedilmekle birlikte, meslekî uğraşının ürünü olarak zenginliğe ulaşmak Tanrı’nın kutsaması şeklinde görülmekle kalmamış, daha da önemlisi, durup dinlenmeden sürekli çalışmanın dinî değerlendirmesinin asketizme (çilecilik)  ulaştıracak en yüksek araç olduğu ifade edilmiştir. Yani işçilerin az ücretle çile çekmesi (asketist) yaklaşımla Tanrı’ya ulaşması övülürken. Sermayedarların daha zengin olması ve insanları aldatması hoş görülebiliyordu. Bazı vaizler: “Pazarlık yapmanın”, “ticarette aldatmanın” olabileceğini söylüyorlardı. Thomas Wilson’un da belirttiği gibi “bir kişinin başka bir kişiyi pazarlıkta aldatması mubahtır, pazarlık pazarlıktır, insanlar ne derse desin!”[7] düsturu bütün dini ve ahlaki kaygıların önüne geçiyordu.

Son söz olarak şunu söyleyebiliriz ki; kapitalizmin doğması, gelişmesi ve yayılması ile ilgili olarak Protestanlığın çok derin etkileri olduğunu söyleyebiliriz. Protestanlığın kurucusu Martin Luther, Hristiyanlığın ve de Katolikliğin  para ve faiz konusundaki görüşlerine karşı gelmemiş, bu konuda reformist davranmamışsa da O’nun ardılları bu konuda çok çok ileri giderek Hristiyanlıkta reform hareketlerini bambaşka boyutlara taşımışlardır.


[1]-Prof. Dr. Hüsniye CANBAY TATAR Sosyoloji Konferansları No: 45 (2012-1) / 149-168

[2]-THOMPSON, Ian: Odaktaki Sosyoloji, Din Sosyolojisine Giriş, (Çev. B.Z. Çoban),

Birey Yay., İst., 2004,

[3]-MENSCHİNG, Gustav; Dini Sosyoloji, (Çev: M. Aydın), Konya, 1994

[4]-Poggi, Gianfranco. (1983). Kalvinizm ve Kapitalist Ruh: Max Weber’in Protestan Etiği . Amherst: Massachusetts Üniversitesi Yayınları

[5]-CALVIN, John: “Tefecilik Üzerine Mektup”, Batı’ya Yön Veren Metinler II, (Çev. Kapadokya MYO Çeviri Heyeti, Der. A. ALATLI), Kapadokya MYO Yay., 2010

[6]-WEBER, Max: Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu, (Çev. Z. Aruoba), Hilal Yay.

[7]-WILSON, Thomas: “Tefecilik Üzerine Bir  Vaaz”, Batı’ya Yön Veren Metinler II, (Çev. Kapadokya MYO Çeviri Heyeti, Der. A. ALATLI)

Bilimsel gelişmeleri içeren aylık dergi