HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ

Hukukun Üstünlüğü

Devletin kendisi de dahil olmak üzere, kamu ve özel tüm kişi, kurum ve kuruluşların, kamuya açık, eşit olarak bağımsız ve özgür olarak yargılanması, yasaların  ve yargının önünde kamusal kurumların ve vatandaşların eşit olduğu ilkesine hukukun üstünlüğü denir…

Modern hukuk kuramcılarına göre hukuksuzluk Sivil düzensizlik veya huzursuzluk, genellikle insan gruplarını içeren ve kişiler veya mülkler için tehlike veya hasara yol açan kamu yol açar. Hukuksuzluk ve kanunsuzluk sivil toplumun çöküşüdür ve  bu durum karşısında toplumda  protestolar çoğalır.

Hukukun üstünlüğünün hukuksal ilkeleri

Günümüzde hukukun üstünlüğü;“yasa önünde eşitlik, yasalar karşısında karşı hesap verebilirlik, yasanın uygulanmasındaki adalet, güçler ayrılığı, karar alma sürecine katılım” gibi birçok hukuksal  ilkeleri kapsamaktadır. Ayrıca hukukun üstünlüğü kavramı “şeffaflık” veya şeffaf devlet kavramları ile de yakından ilintilidir. Birleşmiş Milletlerde ve uluslararası bir çok güçlü adalet örgütlerinin belirlediği ve hemen bütün devletlerin imza koyduğu bu ilkelerin geniş açılımına göre: “Bağımsız, tarafsız bir yargı; masumiyet karinesi; gecikmeden adalet ve halka açık yargılanma hakkı; cezaya rasyonel ve orantılı bir yaklaşım; güçlü ve bağımsız bir hukuk mesleği; avukat ve müvekkil arasındaki gizli iletişimlerin sıkı bir şekilde korunması; yasa önünde herkesin eşitliği” bu kavramların hepsi Hukukun Üstünlüğünün temel ilkeleridir. Buna göre, keyfi tutuklamalar; yargısız süresiz gözaltı; acımasız veya onur kırıcı muamele veya ceza; seçim sürecinde yıldırma ya da yolsuzluk kabul edilemez. Hukukun Üstünlüğü, medeni bir toplumun temelidir. Erişilebilir ve herkese eşit şeffaf bir süreç oluşturur. Hem özgürleştiren hem de koruyan ilkelere bağlı kalmayı sağlar. IBA tüm ülkeleri bu temel ilkelere saygı göstermeye çağırmaktadır…

Hukukun üstünlüğü kavramının tarihsel gelişimi

 Hukukun üstünlüğü kavramının tarihsel gelişimine göz attığımızda yedinci yüzyılda İngiltere’de doğan “Hukukun Üstünlüğü” 9. yüzyılda Anglo-Sakson kralı Büyük Alfred, krallığının yasalarını yeniden düzenlemesiyle şekillenmeye başladı. Kral Alfred İncil emirlerine dayanan bir yasa kitabı (Doom Kitabı) oluşturdu. Aynı yasanın, zengin ya da fakir, dost ya da düşman olan herkese uygulanması gerektiğine karar verdi.  Eski Ahit’teki Levililer 19: 15  ayetinin içeriğindeki “Yargılarken haksızlık yapmayacaksın. Yoksula ayrıcalık göstermeyecek, güçlüyü kayırmayacaksın. Komşunu adil biçimde yargılayacaksın”  sözlerden  etkilenen Alfred 1215 yılında Başpiskopos Stephen Langton İngiltere’deki Baronları topladı ve kendinden sonraki gelecek olan egemenleri de bağlayacak şekilde “hukukun üstünlüğünü” esas alan yasalar çıkarttı.

Hukukun üstünlüğünün zorlukları

Hukukun üstünlüğü, her vatandaşın yasalar önünde eşit olduğunu veya olması gerektiğini öngörür. Hükümdarın, zenginlerin, başkanların, başbakanların, parlamenterlerin vatandaşla hukukun önünde eşit koşullarda yargılanması ve hiç kimseye ayrıcalık gösterilmemesi hukukun üstünlüğünün en önemli prensibidir. Politikacılar, hakimler ve akademisyenler tarafından çok sıklıkla kullanılmasına rağmen, hukukun üstünlüğü “son derece zor bir kavram” olarak tanımlanmıştır. Modern hukukçular yasalarda hukukun üstünlüğü prensiplerini içeren ilkelerin açık olarak yazılması gerektiğini, savcıların ve yargıçların yasada apaçık belirtilen hukukun üstünlüğü ilkelerini tavizsiz olarak uygulamalarının

Hukukun üstünlüğü mü, kişilerin üstünlüğü mü?

Geleneksel hukuk anlamıyla tutarlı olan “hukukun üstünlüğü” günümüzde bir çok uluslar arası hukuk çevrelerinde, “hukukun üstünlüğünü” ” insanın üstünlüğü” ile karşılaştırırlmaktadır. Hukuk teorisyenlerinin çoğunluğunun  görüşe göre, dünyadaki bir çok ülkede “görevlilerinin üstünlüğü” “toplumun üstünlüğünden” daha yüksek derecede sahiptir, oysa takdirine büyük bir anlaşma “hukukun üstünlüğü” düşük derecesine sahiptir olduğu bir toplum yasa”. Siyaset bilimi profesörü Li Shuguang göre günümüzde bir çok ülkede “yasalar ve var olan hukuk”  toplumu kontrol altında tutmak için kullanılan bir araçtır. Ne zaman ki hukuk gerçekten insanların mutluluğuna hizmet eden ve egemenler tarafından “manuple edilemez” bir aşamaya gelirse insanlık açısından çok önemli insani bir başarı sağlanacağı da su götürmez bir gerçektir.

Hukukun belirli çevrelerce manuple edilmesi toplum mühendisliği sonucunu doğurur. Toplum mühendisliğinin toplumları pozitif etkileyebildiği gibi negatif olarak da etkileyebilmektedir. Bu konu bilim insanlarınca çözüme kavuşturulamamış bir konudur.

Bilimsel gelişmeleri içeren aylık dergi