Semavi Dinlerde Ortak Hükümler

Semavi Dinlerde Ortak Hükümler

Prof. Dr. Mehmet Faik Yılmaz
Prof. Dr. Mehmet Faik Yılmaz

Bulunduğumuz bu topraklarda yaşayan insanlar, farklı dinlerin ve kültürlerin etkisi altında gelişmiş olan bir medeniyetin mensuplarıdır. Bu sebeple bu topraklarda yaşayan insanların oluşturduğu kültür de aynı kaynaktan beslenmektedir. Biz bu tebliğimizde Kitab-ı Mukaddes ve Kur’an’ı Kerim’de yer alan ortak emir ve yasakları karşılaştırmalı olarak işleyeceğiz. Kur’an-ı Kerim tüm insanlığa hitap eden İlahi bir kitap olması hasebiyle O’nun, önceki kitapları tamamlama ve tasdik etme özelliği de vardır. Kitab-ı Mukaddes (Tevrat, Zebur, İncil) ve Kur’an’ı Kerim aynı kaynaktan gelen kutsal kitaplardır. Ortak emir ve yasaklar ihtiva etmektedirler.

Hz. Muhammed’in -aksine bir hüküm gelmediği müddetçe kendinden önceki peygamberlerin şeriatlerini aynen tatbik etmiş olması, bir tesadüf değildir. Kur’an’ı Kerim bu konuda Müslümanlara şöyle hitap eder. “Allah size sınırlarını bildirmeyi ve sizi sizden evvel geçenlerin yollarına hidayet etmeyi ister.” Nisa 4/26.

İslam, hiç şüphesiz, hakikat kime ait olursa olsun kabullenmekte beis görmeyecek olgunlukta bir düşünme tarzı önerir. “Hikmet müminin yitiğidir. Onu nerede bulsa alır” hadisi, bunun en güzel örneğidir. Kur’an’ı Kerim, kendinden önceki peygamberleri zikrettikten sonra Hz. Muhammed’e de şu şekilde hitapta bulunur: “Onlar Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. Öyleyse sen de onların gittikleri yola tabi ol” Enam 6/90. Gerçekten Kuran’ı Kerim’in bir ayetinde bir peygamber veya bir hakim tarafından tebliğ edilmiş olan bir kaidenin, başka bir ayette, İslam cemaati için de bir vecibe olarak kabul edildiğini müşahede ederiz. “Ey Ehli Kitap! Bizim ve sizin için aynı olan bir kelimeye gelin (ve birleşin). Allah’tan başka bir şeye tapmayalım…” Al-i İmran 3/64 ayeti de hakikati yüceltmede farklı dinlerin bir asgari müşterek tespit ederek ortak bir davranış geliştirmesi amacına vurgu yapmaktadır. Kur’an-ı Kerim’de ve Kitab-ı Mukaddes’te yer alan ortak emirlerden bazılarının yalnizca başlıklarını buraya alalım: Abdest, Gusül, Kadınlara Ait Haller, Kadınların Örtünmesi, Namaz, Zekât, Oruç, Hac, Kurban, Nikâh, Talak, Borçlanma, Faiz, Rüşvet, Hırsızlık, Yenmesi haram olan şeyler vb.

KUR’AN-I KERİM’İN ÖNCEKİ KİTAPLARA YAPTIĞI GÖNDERMELER
“O, sana Kitab’ı hak ve kendisinden öncekileri doğrulayıcı olarak indirdi. O, daha önce Tevrat’ı ve İncil’i insanlar için birer hidayet olarak indirmişti. Furkan’ı da indirdi. Şüphesiz Allah’ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah, mutlak güç ve intikam sahibidir.”Al-i İmran 3/3-4. Bu ayete bakıldığında Kur’an’ın şu özellikleri göze çarpmaktadır: 1. Onun hak yani gerçek olduğu, 2. Kendinden önceki kitapları doğrulayıcı olduğu, 3. Kur’an’ın da Tevrat ve İncil gibi insanlara yol gösterici olduğu. Bu üç özellik diğer semavi kitaplar için de geçerlidir.

Önceki kitaplar zamanla birinci özelliklerini kısmen kaybetmişler; bu nedenle de gerçeğin insanlara tüm çıplaklığıyla yeniden gösterilebilmesi için İlahi mesaj, Kuran adıyla tekrar tarih sahnesine çıkmıştır. Bu gerçeği biz Kuran’ın birçok yerinde görmekteyiz. Özellikle şu aşağıdaki altı ayetlik pasaj, her üç kitabı ve onların tabilerini hiçbir ayrım yapmadan, tam bir objektiflikle kitaplarındaki emir ve yasaklara uymaya çağırmaktadır: Şüphesiz Tevrat’ı biz indirdik. İçinde bir hidayet, bir nur vardır. (Allah’a) teslim olmuş nebiler, onunla Yahudilere hüküm verirlerdi. Kendilerini Rabb’e adamış kimseler ile âlimler de öylece hükmederlerdi. Çünkü bunlar Allah’ın kitabını korumakla görevlendirilmişlerdi. Onlar Tevrat’ın hak olduğuna da şahit idiler. Şu hâlde, siz de insanlardan korkmayın, benden korkun ve âyetlerimi az bir karşılığa değişmeyin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler kâfirlerin ta kendileridir. Onda (Tevrat’ta) üzerlerine şunu da yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş kısas edilir. Yaralar da kısasa tabidir. Kim de bu hakkını bağışlar, sadakasına sayarsa o, kendisi için keffaret olur. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, zalimlerin ta kendileridir.? O peygamberlerin izleri üzere Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı doğrulayıcı olarak gönderdik. Ona, içerisinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat’ı doğrulayan, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için doğru yola iletici ve bir öğüt olarak İncil’i verdik. İncil ehli Allah’ın onda indirdiği ile hükmetsin. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, fasıkların ta kendileridir.

(Ey Muhammed!) Sana da o Kitab’ı (Kur’an’ı) hak, önündeki kitapları doğrulayıcı, onları gözetici olarak indirdik. Artık, Allah’ın indirdiği ile aralarında hükmet ve sana gelen haktan ayrılıp da onların arzularına uyma. Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol koyduk. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat verdiği şeylerde sizi imtihan etmek için ümmetlere ayırdı. Öyle ise iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman anlaşmazlığa düşmüş olduğunuz şeyleri size bildirecektir. Aralarında, Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların arzularına uyma ve Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından (Kur’an’ın bazı hükümlerinden) seni şaşırtmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse, bil ki şüphesiz Allah, bazı günahları sebebiyle onları bir musibete çarptırmak istiyor. İnsanlardan birçoğu muhakkak ki yoldan çıkmışlardır. ilk iki ayette (Maide 5/44-45) Tevrat’taki hükümleri uygulamakla yükümlü olanlara ne yapmaları gerektiği açıkça bildirilmektedir. İkinci iki ayetlik bölümde (Maide 5/46-47) de İncil’e inananlara benzer uyarı yapılmaktadır. Üçünü iki ayetlik kısımda (Maide 5/48-49) ise, ilk iki gruba nasıl hitap edilmişse, aynı üslup ve ifade ile onların da Kur’an’daki hükümlere olduğu gibi uymaları gerektiği hatırlatılmıştır. Bu ifadeler bize semavi kitapların aynı kaynaktan geldiğini ve getirdikleri mesajların evrensel bir değer taşıdığını göstermektedir. Maide Suresi son inen surelerden olduğu için, deyim yerindeyse, Kutsal Kitaplarla ilgili son noktayı koymaktadır. O da, her üç dine tabi olanların kitaplarındaki hükümlere sımsıkı sarılmaları, kişisel arzu ve isteklerine değil, Kitabın istediklerine harfiyen uymaları gerektiğidir. Kur’an-ı Kerim’in kendisinden önceki Kitaplara yaptığı göndermelere en çarpıcı örnek, oruç ibadetinin farz kılınışının açıklandığı şu ayettir: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.”4Bu da bize Kur’an’daki hükümlerin nev zuhur şeyler olmadığını göstermektedir.Hz. İsa’nın (a.s.) doğumunun anlatıldığı Meryem suresinde onun ağzından şöyle buyrulmaktadır: Bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı (İncil’i) verdi ve beni bir peygamber yaptı. Nerede olursam olayım beni kutlu ve erdemli kıldı ve bana yaşadığım sürece namazı ve zekâtı emretti. Beni anama saygılı kıldı. Beni azgın bir zorba kılmadı. “5Bu ayetlerde Hz. İsa’nın, Allah’ın kulu ve peygamberi olduğu, namaz ve zekatla yükümlü olduğu, bu inanç ve ibadetlerin yanında, ahlaki olarak da annesine saygılı olması, zorbalık yapmaması gerektiği bize bildirilmektedir.

Bilimsel gelişmeleri içeren aylık dergi